28 Eylül 2007

Taşınıyorum...

Hayat beni tek bir kentin dışına hiç çıkarmaz derken, bir kez daha şehir değişikliği yapıyorum.

Bir süre yeni pastalarımı, yorumlarımı göremezseniz merak etmeyin. Eskiyecek şehrimden toparlanıp, yeni şehrimde yeni düzen kurma telaşesinde olacağım.
Bana şans dileyin...
Sevgiler...
Geçse de yolumuz bozkırlardan denizlere; Samsun'a çıkar sokaklar :)))

Kunter 5 Yaşında :))

Bir küçücük Kunter'cik varmış
Evimizde ko-ko-koşar oynarmış
Annesi onu çooook severmiş
Babası onu çok çok severmiş
Sen benim ca-ca-canımsın dermiş
Sen benim ca-ca-canımsın dermiş :)))
Açıklayıcı Notlar: Pandispanya Pastacı'dan, ara krema Çikolatalı Crem Ole, ek olarak bol muz parçacığı, dış ön kaplama 3/4 su bardağı sütle hazırlanmış 1 paket kremşanti, dış şeker hamuru Yüksel Ticaret (Bulunduğunuz yere kargo ile siparişinizi hemen ulaştırıyorlar ;) 0 212 519 96 73 Yüksel Cebeci), Tamir setimizin her bir parçası da çikolatala kalbımızda şekillendirilmiştir. Çikolata kalıbı çalışır Burcu övünürdür bir nevi :)))

26 Eylül 2007

25 Eylül 2007

Karamelize Muzlu Puding

İçi boşaltılmış ambalaj kağıdı?? Durun! Atmayın!! Belki ambalaj malzemesi olmaktan öte bir misyonu vardır? Belki de bu kağıt parçası basit bir hazır karışımı ziyafete dönüştürebilecek mevcudiyetin temelleriyle üretilmiştir?
Evet bu taşın altında da Dr.Oetker var :))
Bir adet muzu ince ince dilimledikten sonra 1 çay bardağı toz şekeri tavada karamelize ediyoruz. Muz dilimlerini karamelize şekere ekleyip bir kaç kez karıştırdıktan sonra ocaktan alıyoruz. 5 Adet mini puding kasesine paylaştırıyoruz. Muzlu pudingi tarifinde yazıldığı üzere 3,5 su bardağı süt ile pişirip kaselere, karamelize muzların üzerine döküyoruz. Takribi 5 saat kadar sonra ters çevirip servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun :))

Şaşkınlar 2

Aaa Şaşkınlar gelmiş :)) Ne iyi ettiniz de geldiniz. Kunter'in de karnı ağrıyordu. Tek lokma da yiyesi yok. Eh şu haliyle de patates haşlama yemesi çok iyi olacak. Buyrun, buyrun, buyrun....

24 Eylül 2007

Pembeli Pasta

Çok zor günlerdi çokk!
Kurabiyeler yaptım, ha bugün ha yarın makinem gelir de paylaşırım diye.
Pastalar yaptım, belki bir dilim görüntülemeye yetişir diye.
Kendi kendime şarkılar mırıldandım;
"Makinesiz kalsam, ofline olsam yine de oynar mısın benimle?" diye.
Sonunda Hepsiburadacom'u lanetleyip! İlk karşıma çıkan fotoğraf makinesine talip oldum!!
Sonra da makinesiz günlerimde yapıp bir kenara koyduğum, adetini üç diye hatırladığım, ve fakat sadece bir tanesini yenmemiş bulabildiğim beze diskimi pastalaştırdım. İki kat kakaolu pandispanya ve tam orta katta beze diski, tüm katlar ve dış sıva kremşanti ;))

Beze disklerini 1 yumurta akı+ 1 fincan pudra şekeri + 2/3 damla limon suyu formülasyonuyla hazırlayıp, tam da Bizim Pastane'nin anlattığı gibi yağlı kağıtlara sıkıp, pişirdim. Kakaolu pandispanyayı beze boyutunda küçülttüğüm için tam ölçeğini veremiyorum. Kremşanti zamanla beze diskini yumuşatmış, beze ile bütünleşmiş ve büyülü bir lezzet dengesi oluşturmuştu.
Pembeli kremşantimi tarifindeki koyu kıvam ölçeğiyle hazırlayıp gıda boyası ile renklendirdikten sonra daaaaaaaaa
Sepet krema sıkmacılık oynadım :))))

05 Eylül 2007

Tokat Kebabı

Bu kebabın hakkı bu fotoğraf mı? Değil! Malum makine gitti arşivdeki verilere kaldı anlatımlarım. Fotoğraf çekimi çekirdek ailecek gidilen bir tesisten tek porsiyonluk pozumuz. Çoklu, kilo işi siparişlerde çok şık sunumlarla sık sık evime geldi bu lezzet. Hatta birinde ilk kez konuğum olan arkadaşlara "Aaaa yemeye başladınız mı? Ama ben fotoğraf çekecektim :( " demişliğim bile var. Blogculuk hali işte :))
Tokat'a yerleşmeden önce de Amasya'da yediğim bir kebap çeşdiydi aslında. Amasya'da yenecekse Ali Kaya'da yemekte fayda var ;) Malum "Amasya'nın sağı kaya solu kaya ortasında Ali Kaya" :))
Bu patlıcanı soymalı, tadına doymalı lezzeti yemek bir çırpıda mümkün değil. O kadar efor sarfedip patlıcanları, domatesleri, sarmısakları kabuklarından ayırırken nedense hep doymamışım gibi gelirdi. Geçen zamanla çatal bıçakla ustaca ve keyifle yer oldum.
En tadında patlıcanlar Temmuz sonu ve Ağustos boyunca kebapta yer buluyor. Hatta bu zaman dilimi Tokat Kebabının zamanı olarak nitelendiriliyor. Patlıcan iri iri dilimleniyor, kuyruk yağı basılıyor patlıcana, sonra bir parça som et sonra patates.... Domatesi, sarmısağı, biberi diziliyor şişlere, dikey olarak Tokat Kebabı Ocağında demlene demlene lezzet buluyor. Mükellef bir ikram oluyor.Kuyruk yağı deyince "ıyğh" diyenlerdenseniz ben de öyleydim. Eskiden ;)
Kebabı şehr-i Tokat'ımda yapan pek çok yer var. Küçük esnaf lokantaları, lüks restoranlar, açık alan tesisler... Biz geldiğimizden beri "Yeşil Vadi" ye takılıyoruz. Açık alan, siz keyif yaparken çocukların da severek vakit geçirdikleri bir mekan. Şimdilerde "Seferoğulları" adında yeni bir tesis açılmış ki açan kişilerin soyisminden dolayı bu ismi almış. Daha önce de bahsetmiştim Tokat fıkra gibi bir memleket :)) İlerde "Tellioğulları" tesisi açılacak mı bakalım :))

02 Eylül 2007

Kevgir 2. Sayıda...

Kevgir'in 2. sayısı için misafir blogcu olarak iki tarif te ben hazırladım. Duramadım bir de kekin öyküsünü kendimce anlattım :))
"Üzümlü Mısırunlu Kek" tarifine Kevgir'in "Çay Saati Önerileri" bölümünden, "Kaşarlı Muffin" tarifinine ise "Çeşit Çeşit Muffin" bölümünden ulaşabilirsiniz :))

Kekin Öyküsü
Kekin öyküsü yumurtayı kırmakla başlarmış. Tuzlu çeşitlemeleri hep gölgede kalmış, yumurtayla şeker çırpılmış. Süt yada yoğurt eklenmiş, katı yada sıvı yağla karıştırılmış.Un elenmiş, kabartma tozu yada karbonatla buluşmuş. Karışımda harmanlanmış.Çikolatayla , meyveyle, yemişlerle lezzet katmerlenmiş. Mümkünse fırın önceden ısıtılmış, ayarlanabiliyorsa 180 derecede çiğliğinden kurtulmuş. Kendi kabardıkça kokusuyla iştahları da kabartmış.
Bir çoğumuzun da mutfak maceraları kek yapımıyla başlar. Acemi işi o kek muhakkak çok kabarır ve her derde devadır. Söylendiğine göre; yiyen büyüklerin baş, diş ağrılarına iyi gelir.
Kimilerinde kek kendine ölçek bulamaz.Evdeki yumurta ve erzak miktarına göre göz kararı yapıverilir. “Hayriye çayı koy geliyorum” diyene “Gel, gel pek özledimdi. Dur ben de bir kek çırpıvereyim çayın yanına sen gelene kadar” demek adettendir.
Zaman değiştikçe tarifler gezmelerde peçetelerden kıymetli defterlere taşınır olmuş. Eskinin ocakta pişirilen kek kazanlarının yerini önce davul fırınlar sonra ayar ayar fanlı fırınlar almış. Kalıplar da almış nasibini bu değişimden. Fırının tepsisi, borcamlar derken kelepçeli yada şekilli kek kalıplarına dönüşmüş. Başlarda çırpma işlemini çatal üstlenirken sonra çırpma teli derken, görevi mikserler devralmış.
Her daim çırpılmış, çırpılmış karıştırılmış ve erkek kadın demeden yapmakta ve yemekte büyük keyif alınmış. Kek muffin olmuş tekilleşmiş, cupcake olmuş süslenmiş. Lezzetler; Tv, gazeteler, takvim arkaları, kitaplar, internet derken gelişmiş. Velhasıl zaman geçmiş “Kek” hep varolmuş. Okuldan gelince sütün yanında, beş çayında her daim hükmünü sürmüş.